Metabolik Sendrom Nedir?

What is Metabolic Syndrome?

Metabolik sendrom, diyabet ve kalp krizi riskini arttırdığı bilinen ve yüksek risk oluşturduğu söylenen faktörlerin derlemesidir. Metabolik sendromun özelliklerine bunlarla sınırlı olmamakla birlikte insülin direnci, yüksek kan basıncı, karın bölgesinde kilo ve daha yüksek kolesterol düzeyleri dahildir. Tedavi edilmediği veya ilgilenilmediğinde sayısız kalp-damar sağlığı sorunu baş gösterebilir. Bunlar ise daha ciddi ve insan hayatını etkileyen sağlık sorunlarına yol açabilir. Bazı durumlarda sonuçları, insan hayatını kökünden değiştirebilir.

 

Omega 3’ün Metabolik Sendrom Üzerindeki Etkisi

Yakın zamanda yapılan bir çalışmada metabolik sendrom hastası 115 birey, 12 hafta süresince benzer kalori miktarına sahip dört özel beslenme düzeninden birine yerleştirilmiştir. Burada amaç metabolik sendrom faktörlerini azaltmanın besinsel yollarını incelemektir. Bu dört özel beslenme düzeninin içerikleri şu şekildedir:

 

  • Kompleks karbonhidratlar (tam tahıllar, sebzeler, meyveler) açısından zengin, yağ açısından ise fakir bir beslenme düzeni.
  • Tekli doymamış yağlar bakımından zengin bir beslenme düzeni.
  • Yağ bakımından fakir, kompleks karbonhidratlar bakımından zengin ve omega-3 yağ asitleriyle desteklenen bir beslenme düzeni.
  • Doymuş yağlar açısından oldukça zengin bir beslenme düzeni.

 

12 haftalık beslenme düzeni çalışmasında bireylere, çalışmanın başlangıcında ve bitiminde yemek yemeden hemen önce ve yedikten hemen sonra kan testi uygulanmıştır. Çalışma başlamadan hemen önce katılımcılardan her birinin, hem kan kolesterolü hem de trigliseritler olarak bilinen kan yağı düzeyleri benzer bulunmuştur.

 

12 haftalık çalışma sonunda ise farklılıklar oluşmuştur. Tekli doymamış yağ açısından zengin veya az yağlı beslenme düzenini takip edenler ve yüksek kompleks karbonhidrat ve omega-3 yağ asitleri tüketenlerde diğer beslenme düzenlerindeki insanlara kıyasla trigliserit düzeyleri daha düşük çıkmıştır.

 

Beslenme düzenleri düşük yağ ve yüksek kompleks karbonhidratlardan oluşan katılımcılar aslında yemek sonrası kolesterol ve trigliseritlerde artış yaşamıştır. Hepsi karşılaştırıldığında omega-3 yağ asitleri içeren beslenme düzeninin sonuçları daha üstün bulunmuştur. Bu durum omega-3 yağ asitlerinin eklenmesinin ve hem kolesterol hem de trigliserit düzeylerini düşük tutma gücünün göstergesidir. Sonuç olarak omega-3 kalp-damar sağlığıyla bağlantılı risk faktörlerinin iyileştirilmesinden sorumludur.

 

Omega-3’ün bu çalışmadaki koruyucu etkisi ve başarısı esasen linolenik asit, eikosapentaenoik asit ve dokosaheksaenoik asit sayesindedir. Çalışmada omega-3’ü etkili kılan şey, omega-3 takviyesinin omega-6’yı omega-3’e indirme oranı üzerindeki etkisidir. Ayrıca omega-3’ün dahil edilmesi ayrıştırma ve korumayı arttırmıştır. Bunun birden çok iltihap önleyici etkisi bulunur.

 

Omega-3’ün metabolik sendrom risk faktörlerini azaltılmasına ilişkin yürütülen diğer incelemelerin sonuçları, sistolik ve diyastolik kan basıncı düzeylerinde azalma, ayrıca daha fazla kilo kaybı yaşandığını göstermektedir.

 

Yukarıdaki gibi birçok çalışma 100 ila 10.000 kişi arasında değişen küçük gruplarla yürütülmüş olsa da değişmeyen bir şey var: omega-3 yağ asitleri, vücudumuzun sağlıklı olması ve düzgün bir beslenme için gereken olağanüstü bir takviyedir. Halihazırda bir takviye almıyorsanız beslenme düzeninize bir tane eklemeyi düşünün ya da kyani sağlık üçgeni gibi bütün bir beslenme sistemi araştırın.

 

İster takviye isterse omega-3 yağ asitlerinin doğal olarak bulunduğu çeşitli yiyecekler yoluyla alınmış olsun, sağlıklı bir yaşam sürmek bir ölçüde omega-3 yağ asitlerine bağlıdır.

Leave a Reply

Required fields are marked*